Datça Seyahat 2019

Kurban bayramı tatilini fırsat bilerek 4 günlük Datça seyahati planladık. Bu bizim Datça’ya ilk gidişimiz olacaktı, daha öncesinde de çokça methini duyduğumuz için açıkçası biraz da heyecanlıydık. Diğer yandan bayram tatilini bizim gibi fırsat bilen herkes tatil beldelerine akın ettiği için endişelenmiyor değildim. Ancak korktuğumuz kadar olmadı, evet kalabalıktı ama Datça’nın insanı sarıp sarmalayan, sakinleştiren, huzur veren bir enerjisi var. Bunu o çok virajlı yollarında giderken bile hissediyorsunuz. 4 gün yeterli mi derseniz, evet yeterli ama bana göre Datça uzun uzun keyfini çıkaracağınız bir yer. O nedenle her defasında tekrar gidip yenilenmek, zamanı unutmak, muhteşem koylarında maviye doymak için bir mola vereceğimiz bir yer olacak.

ULAŞIM

Datça içerisinde rahatça ulaşım için araba ile gitmenizi öneririz. Biz İstanbul’dan araba ile Osmangazi köprüsü üzerinden, İzmir otoban bağlantısı ile 8 saatte ulaşmayı öngördük. Tabi yolda molalar dahil toplamda 9,5 saatte ulaşım sağladık. Yeni otoban bağlantısı ile yol çok yormuyor, o nedenle gözünüzde büyümesin. Ama tabi oralara kadar gitmişken, Datça + Marmaris planı yapmak mantıklı olabilir.

Datça içerisinde yer alan koylara merkezden kalkan minibüsler ile ulaşılabiliyormuş, ancak zaten tatil için ayırdığımız zaman kısıtlı ve de değerli olduğu için yollar eziyet olmasın, imkan var ise araç ile gidin. Datça’nın bu kadar bakir kalmasının bir nedeni de bence bol virajlı ve dar yolları. Bükler nispeten birbirine yakın olsa da merkezden plajlara ulaşım 25 km gibi bir mesafe, dar yollarda dikkatli gitmeniz gerektiği için 45 dk gibi bir sürede ancak ulaşım sağlayabiliyorsunuz.

KONAKLAMA

Gitmeden önce konaklamak için yer bakarken, epey zorlandık. Datça planımıza biraz son dakikada karar kıldığımız için, fazla konaklama alternatifi kalmamıştı. Merkeze yakın bir otel mi seçmeliyiz yoksa koylara yakın mı? ikilemde kaldık. Tercihimizi koylara yakın bir butik otelden yana kullandık. Çünkü merkezden her gün plajlara ulaşmaya çalışmaktansa, bir akşamı Datça merkezde geçirmeyi daha mantıklı bulduk. Neticede gününüzün büyük bölümü deniz kenarında geçiyor. Konakladığımız otel Ovabükü’nde idi. Palamutbükü, Ovabükü, Hayıtbükü, Kızılbük peşpeşe sıralandıkları için birbirine yakın mesafede yer alıyor. İlk gün varış saatimizde öğleni geçtiği için Kızılbük’te denize girdik. Ovabükü ve Hayıtbükü fazlasıyla kalabalıktı. Özellikle Hayıtbükü sığ ve rüzgar da almadığı için çocuklu aileler tarafından fazlasıyla tercih ediliyor. Kızılbük nispeten daha sakindi, ancak rüzgarında etkisiyle deniz biraz dalgalıydı. Bu arada her koyda çoğu otelin kendine ait restaurantı ve plajı var. Birçoğunda da restaurant kısmında birşeyler yiyip içtiğiniz durumda şezlonglarını ücretsiz kullanabiliyorsunuz. Ben plaja para vermek istemiyorum derseniz de, halk plajı kısımları da mevcut. Şemsiyeniz, portatif sandalyeniz var ise bu alanlarda da Datça’nın muhteşem denizinin keyfine varabilirsiniz. Biz kaldığımız diğer günler otelimize yaklaşık 6 km mesafede olan Palamutbükü’ne gittik.

KOYLAR

birmolaver.com

Palamutbükü

Bize göre Datça’nın tartışmasız en iyi koyu burasıydı. Denizi muhteşemdi, yüzme konusunda iyiyseniz açıldığınızda daha da güzelleşiyor. Özellikle rengine doyamıyorsunuz. Plajlarda duş alanı da bulunduğundan denizden çıktığınızda büyük nimet. Çünkü 35 derece sıcakta, tuzlu denizden çıktığınızda daha da kavruluyorsunuz. Halk plajını kullanacaklara tavsiyem mutlaka şemsiyeniz olsun, sıcakla başka türlü başa çıkamıyorsunuz. Palamutbükü plajları taşlık olduğundan bir deniz ayakkabısı edinmeniz de yararınıza olur. Zira denize ulaşırken ve girdiğinizde açılana kadar ayaklarınızı fazlasıyla zorluyor. Otellere ait restaurant kısımları sahil boyunca sıralanmış, yüzmek insanı acıktırdığından burada birçok alternatif bulabilirsiniz. Bu arada Palamutbükü ile özdeşleşmiş Mavi Beyaz otelin plajı en güzeliydi. Otelde konaklamasanız bile giriş ücreti 40 TL ödeyerek plajını kullanabiliyorsunuz. Zira diğer işletmelerin plajları çok dip dibe kalabalık olması nedeniyle de zevk alamıyorsunuz. Pazar günleri Palamutbükü sahilinde yerel pazar kuruluyor. Pazar gezmeyi seviyorsanız aklınızda olsun. Meyve sebze yanı sıra, kıyafet, şapka bulabileceğiniz bir çok tezgah kuruluyor.

Ovabükü

Bu koy otelimize yaklaşık 300 m mesafede yer alıyordu. Ovabükü Palamutbükü’ne göre biraz daha sakin. Güzel bir alternatif olmakla birlikte, burada da birçok restaurant ve plajı da mevcut.

Hayıtbükü

Bize göre Hayıtbükü çocuklu aileler için ideal. Denizi hem sığ, hem de durgun. Bu nedenle de fazlasıyla kalabalık, burayı tercih edeceklerin erken saatte ulaşım sağlaması gerekiyor.

birmolaver.com

Kızılbük

Yazımın başında da anlattığım üzere, burada tatilimizin ilk günü denize girdik. Ufak bir koy, yine çocuklu aileler için tercih edilebilir. Bu koyda bir restaurant ve plajı yer alıyor, hemen yanında halk plajı mevcut. Gittiğimizde deniz fazla dalgalı olduğundan buranın tadını pek çıkartamadık.

Kurubük

Bu koy Ovabükü ile Palamutbükü arasında yer alıyor. Tatilimizin bir gününde burada denize girmek istedik ancak, koyda çadırda konaklayanların çok olması sebebiyle denize girecek yer bulamadık. Burada herhangi bir tesis yer almıyor. Bu koyu deneyimlemek isteyenlere önerim yiyecek ve içecek konusunda hazırlıklı gitmeleri.

DATÇA’DA NE YENİR?

Gerek koylarda, gerek merkezde birçok yeme içme alternatifi mevcut. Ağırlıklı balık restaurantları olmakla birlikte meze çeşitleri de bol. Datça merkezinde atıştırmalık bir çok mekan alternatifi de sunuyor. Ayrıca merkezde Gümüşlük’ü anımsatan bir sahil var. Gündüz plajında denize girdiğiniz yerler, akşam bambaşka bir hale bürünüyor. Yan yana balık restaurantları ve çay bahçesi yer alıyor. Ağırlıklı rakı balık konsepti mevcut. Bayram olması nedeniyle epey kalabalıktı, diğer zamanlarda nasıl bilemiyorum ama rezervasyonlu gitmekte fayda var. Ben her akşam deniz mahsulü yemek istemem derseniz sahilin bir sokak içerisinde ise kebap, döner, pizza, kokoreç yapan mekanlar da mevcut. Kumluk yolunun başında yer alan Cafe Inn pizzalarıyla meşhurmuş, o sırada yer alan Dutdibi Fish Mekan, Maradona, Hüsnü’nün Yeri adı sık duyulan rakı balık mekanları.

Palamutbükü’nde tatlı, çay/kahve molası için Payam’a mutlaka uğrayın. Biz kurabiyelerini çok sevdik.

Yine Datça’ya giderken yol üstünde Mavi Pide‘nin kuş başılı ve köz patlıcanlı pideleri denemeye değer. Temiz ve özenli bir işletme, Hürriyet’in en iyi yol üstü restaurantları listesine girmiş. Biz dönüş yolunda uğradık, burada kahvaltı da veriliyor. Dönüş yoluna erken saatte çıkmayı düşünüyorsanız kahvaltı için güzel bir alternatif olabilir.

birmolaver.com

ESKİ DATÇA

Datça’ya gitmişken eski Datça’yı da görelim istedik. Burası epey küçük, tamamını gezmek en fazla yarım saatinizi alıyor. Ama mutlaka görün, ünlü şair Can Yücel’de burada yaşamış olduğu için onunla özdeşleşmiş durumda. Eski Datça’da Can Yücel’in evini de göreceksiniz.Tabi ev ziyarete açık değil, kapısında meşhur dizelerinden alıntılar yer alıyor. Datça’yı gezdikçe Can Yücel’e fazlasıyla hak vereceksiniz. Bu arada eski Datça’da da yemek yiyebileceğiniz yada şarap eşliğinde bir şeyler atıştırabileceğiniz mekanlar mevcut. Bir akşamınızı buraya ayırarak, begonviller eşliğinde bu güzel atmosferi deneyimleyebilirsiniz.

KNİDOS

Knidos yarım adanın en uç noktasında yer alan ve bize göre görülmesi gereken diğer bir yer. Biz Palamutbükü’nde geçirdiğimiz bir günün sonunda gittik. Yolları bol virajlı, manzarası bir hayli güzel. Giderken yaşam yerlerinin içinden de geçiyorsunuz, gördüğümüz kadarıyla köylerde yaşlı nüfus çoğunlukta. Palamutbükü’nden 40 dk sürüyor.

Knidos, eski bir medeniyetin izlerini göreceğiniz, yaklaşık 2000 yıl önce yaşamış bir medeniyete dokunmanın verdiği garip bir hisle gezeceğiniz bir yer. Kalıntılar arasında çok sayıda tapınak, amfi tiyatro, güneş saati ve yerleşim birimlerini görebilirsiniz. Buraya hem deniz hem de kara yoluyla ulaşmak mümkün. Denizden tekne turu ile gidilebiliyor. Müze giriş ücreti 14 TL. Araç ile gidecekler için, müze otoparkı ücretsiz. Giriş saat 7’ye kadar mümkün, ancak 7’de de girseniz içeride 1 saat 15 dk ek bir süre gezmenize imkan tanınıyor. İçeride aynı zamanda denize de girebiliyorsunuz.

Ama burada asıl yapmanız gereken gün batımını izlemek. Deniz fenerine doğru, içecek eşliğinde güneşin batışını izlemek muazzam. Antik kenti gezip, güneşi batırdıktan sonra yemek yemek isterseniz burada da bir restaurant mevcut. Bir akşam da burada geçirilebilir.

DATÇA HAKKINDAKİ İZLENİMLERİM

  • Restaurantların yeme içme fiyatları konusunda gözlemlerimiz yüksek olduğu yönünde. Bir de servis bayram ve kalabalık olması nedeniyle bir hayli yavaştı. Ödediğimiz para çoğunlukla ne yazık ki aldığımız hizmeti karşılayamadı.
  • Rezervasyonumuzu da biraz gecikmeli yaptığımız için, hem sezon hem de bayram olması nedeniyle fazla alternatifimiz yoktu. Bana göre kaldığımız otel için de günlük ödediğimiz ücret fazlaydı ancak, bayramı değerlendirmek isteyen her beyaz yakalı gibi bu bedeli ödemeye razı olduk. Annem ve babam geçen yaz ekim ayında Datça’da kalmıştı. Merak edenler için, Ekim ayı konaklama fiyatları Ağustos fiyatlarının 3’de 1’i kadar. Tek zor tarafı sezon kapandığından yeme-içme alternatifiniz azalıyor. Çünkü çoğu mekan hizmet vermiyormuş.
  • Datça’da çokça göreceğiniz begonviller neredeyse her duvardan muazzam renkleriyle sarkıyor. Datça’nın meşhur 3B’sine (Badem, Bal, Balık) 4.’sü Begonvil olarak eklenmeli 🙂
  • Yeni Datça’da yapılaşma biraz hayal kırıklığı yaratsa da eski Datça kendine has ve araç trafiğine kapalı olması en güzel yanı. Girişte aracınızı park ederek, sonrasında yürüyerek devam ediyorsunuz.
  • Datça’yı bir daha ki sefere sezon başı veya sonunda daha sakin zamanda tekrar deneyimlemek istiyoruz. Farklı tecrübeler edindiğim taktirde mutlaka ekleyeceğim.

Sevgiyle kalın.

Gökçeada Seyahat 2019

Bu yıl, 15 Temmuz’un Pazartesi gününe denk geliyor olmasını fırsat bilerek, 3 günlük Gökçeada seyahati planladık. Öncelikle söylemeliyim ki 1 günümüz daha olsaymış hiç fena olmazmış. Geçen yıl gerçekleştirdiğimiz Bozcaada seyahatinden sonra, ne yalan söyleyeyim buraya karşı ön yargılı idik. Acaba Bozcaada kadar sever miyiz? sorularını kendimize sorarken, Bozcaada’nın bu tarihlerde kalabalık olacağını tahmin ettiğimizden, değişiklik yapalım istedik. İyi ki de yapmışız. Zira lavanta kokulu yolları ve muhteşem doğası ile Gökçeada’ya hayran kaldık, arada kaçış için tekrar gidilecek alternatifler arasında şimdiden yerine aldı bile. Sadece gittiğimiz tarihlerde havanın azizliğine uğradık, 2. gün aralıklarla yağmur yağmasına rağmen yine de moralimizi bozmadık, hava hazır serinken ada köylerini gezdik.

ULAŞIM

Gökçeada’ya Gestaş’ın sitesinden alacağınız online bilet ile ulaşabilirsiniz. Adaya 2 saatte bir düzenlenen, Kabatepe limanı’ndan kalkan feribot seferlerinden size en uygun zamanı seçebilirsiniz. Feribot saatinden en az 15 dk önce liman iskelesinde yerinizi almanız isteniyor. Ulaşım sadece deniz yolu ile olduğu için feribot saatinden yarım saat önce orada olmanızı öneririm. Malum İstanbul trafiğinde yetişir miyiz stresi yaşamamak için gerekirse yola 1 saat erken çıkın. Adaya feribot ile ulaşım 1 saat 15 dk sürüyor. Aracınız ile ya da yaya olarak da yolculuk edebilirsiniz. Ama araç ile gitmenizi tavsiye ederiz. Neticede Türkiye’nin en büyük adası şöyle tasvir edeyim, Bozcaada’nın yaklaşık 8 kat büyüklüğünde olup; bol virajlı ve dar yollarında rahat ulaşım için araç kolaylık sağlıyor. Toplu taşıma kullanmak isterseniz de minibüsler merkezden kalkıyor. Sefer saatleri sezona göre değişiklik gösterebiliyormuş o nedenle gitmeden araştırmakta fayda var. Ada’da seyahat ederken yolda size zeytin ağaçları, lavanta ve keçiler eşlik ediyor yani bir hayli keyifli bir yolculuk sizi bekliyor. Feribottan indiğinizde ilk varacağınız yer kuzu limanı, ancak yerleşim buradan 7 km sonra, Ada merkezinde başlıyor.

KONAKLAMA

Biz adada Bademli (Gliki) Köyü’nde Masi otelde konakladık. Bademli Köyü adada yüksek bir tepe üzerine kurulu, yolları adanın tüm yollarında olduğu gibi bir hayli dar ve iki araç yan yana zor geçiyor, Ama en güzel manzaraya sahip köylerden biri. Sabah uyandığınızda balkona çıkın, adaya günaydın diyin ve bol oksijenini içinize çekerken denizi selamlayın:) Bademli köyü, adada en çok gitmek istediğimiz 2 restorana da yakın olması sebebiyle konaklamada bizim için doğru bir tercih oldu. Konakladığımız otel ise konforlu ve temizdi, konumundan da memnun kaldık. Manzarası güzeldi, ancak açık büfe kahvaltısını vasat bulduk, çünkü ada deyince insanın zihninde reçeller, taze sebze, meyveler ile peynir ve ekmek çeşitleri canlanıyor.

KOYLAR

Aydıncık Koyu

Adaya vardığımız ilk gün otele yerleştikten sonra, konakladığımız Bademli Köye en yakın koy olan Aydıncık Koyu’na gitmeyi tercih ettik. İyi ki de gitmişiz, Adada yağmura yakalandığımız 2. güne nazaran en huzurlu, dingin geçen günümüzdü sanırım. Deniz sakindi, zaten baya da sığ ve dibi kum, açılmak isterseniz de denizde baya yürümeniz gerekiyor. Hava sıcaklığı da gayet yeterli olduğundan bu koya gitmek bize iyi geldi, yol yorgunluğumuzu aldı. Ulaşımı da diğer koylara göre daha kısa ve kolay olduğundan dönüş günümüzde de bu koya geldik. Ancak şansımıza bir gün önceki yağmur nedeniyle dalgalar ne kadar su yosunu varsa kıyıya vurmuş. O nedenle bir kere daha burada denize giremedik, hava güzel estiğinden sahilde yürümekle yetindik ve kite sörf yapanları izledik. Bu arada Gökçeada rüzgarı kuvvetli olduğundan sörf yapmaya meraklı olanların uğrak yeriymiş. İlk gün burada yurt dışından karavan ile gelip konaklayan ve sörf yapan bir çok Bulgar, Çek, Yunan gruplar gördük. Sonradan öğrendik ki, Aydıncık rüzgar sörfü için baya tercih edilen bir koymuş.

Laz Koyu

Koya seyahatimizin 2. günü gittik, hava o gün ne yazık ki kapalıydı. Güneş kendisini çok nadir de olsa bize gösterdi. Laz koyu adanın güney kıyısında yer alıyor, yolu biraz bozuk ama yolculuğunuz boyunca o kadar güzel yerlerden geçiyorsunuz ki sizi pişman etmiyor. Koy, araba ile ulaştıktan sonra biraz aşağıda kalıyor. Yani aracınızı park ettikten sonra eşyalarınızla ulaşmak için biraz yürümeniz gerekiyor. Koyda bir işletme de mevcut, şezlong ve şemsiye imkanı sunuyor. Ama gördüğümüz kadarıyla hazırlıklı gelip, koyun tadını çıkaranlar çoğunluktaydı. Biz zaten aracımız ile gittiğimiz seyahatlerde tedarikli olduğumuzdan, sandalyelerimiz ve yanımıza Ada merkezinden aldığımız yiyecek ve içecekler ile koyun keyfini fazlasıyla çıkardık. Denizi Aydıncık Koy’una göre daha çabuk derinleşiyor ve taşlık, yüzmesi bana göre daha keyifliydi. Gökçeada ne yazık ki yeme içme konusunda koylarda fazla hizmet imkanı sunmuyor. O nedenle yanınıza denize giderken mutlaka bir şeyler alın.

Diğer Koylar

Ada’da diğer çokça duyduğumuz ama bizim zaman kısıtından deneyimleyemediğimiz Yıldız Koyu, Gizli Liman, Kuzu Limanı, Marmaros da yer alıyor. Özellikle adanın batı ucunda yer alan, Gizli Liman Koyuna gitmek isterdim, güzelliğinden baya bahsedilmiş, aklınızda olsun.

GÖKÇEADA’DA NE YENİR?

Gökçeada’da yeme içme yerleri biraz dağınık konumlanmış durumda dolayısıyla her gününüzü o doğrultuda planlamanız gerekiyor, merkezde trafiğe kapalı olan İş bankası sokağında cafe ve restoranlar mevcut. Bir akşamınızı burada değerlendirebilirsiniz. Et, balık, meze, pizza ve şarap eşlikçileri sunan bir çok alternatif bulmak mümkün. Biz ilk günün yorgunluğu ile deniz dönüşü yol üstü lezzetlerinin tadına baktık. Gözleme ile yanında yayık ayranı, omlet çeşitleri sunan birçok yöresel işletme mevcut. Keçi peynirli ve otlu, patatesli gözlemeleri ise baya sevdik. İkinci günün akşamı ise, konakladığımız otele de yürüme mesafesinde olan, Bademli Köy’deki Manzara Restorana gittik. Fiyat performans kalitesi fazlasıyla tatmin edici, gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırın. Diğer adını duyduğum et, balık, meze restoranları ise Dimitri, Poseidon, Son Vapur. Tüm bu alternatifler için mümkünse sabahtan arayıp yer ayırtın benden söylemesi. Adanın bir diğer meşhuru oğlak tandır. Biz de döneceğimiz gün merkezde yeme imkanı bulduk, gitmişken denemeye değer. Tandır için Soykan Çiftliği’nden çokça bahsedilmiş, kendilerinin bir web sitesi de mevcut, dileyen ziyaret edebilir. Biz planımızda yer almadığı için gidemedik ama çiftlik organik ürünler ile hazırlanan kahvaltı ve oğlak tandır konusunda başarılıymış. Merkezde yer alan Alomiyo‘nun keçi sütüyle yapılan; glikoz şurubu ve koruyucu içermeyen dondurmalarının da tadına mutlaka bakın.

KÖYLER

Kaleköy

Adada 2. gün öğlene kadar aralıklarla yağmur yağdı. Biz de serin havayı fırsat bilerek kahvaltıdan sonra Kaleköy’e gittik. Bir tepe üzerinde yer alan Köyde birçok otel, cafe, restoran yer alıyor. Bu köye gitmeden biraz araştırmıştım, bloglarda adını çok okuduğum incir ağacı altında yer alan Mustafa’nın Kayfesi‘de burada. Hemen yanındaki kilisenin de aurasıyla fazlasıyla dingin bir mekan. Biz köyü gezerken yağmurun bastırmasını fırsat bilerek burada kahve molası verdik, gördüğüm kadarıyla kahvaltı için de fazlasıyla tercih ediliyor. Gitmeyi düşünürseniz mutlaka öncesinde rezervasyon yaptırın, biz şanslıydık boş masa bulduk ama arkamızdan gelen birkaç grubun yer için tartıştığına da şahit olduk.

Köyün en tepesinde geçmişi çok eskiye uzanan kale kalıntısı yer alıyor.

Kaleye çıkarken izlediğiniz patika yolda yönlendirme tabelalarını sıkça göreceğiniz bir sabun atölyesi var, adı İmroza. Zeytinyağı ve yağmur suyu kullanılarak yapılan keçi sütlü ve birçok çeşit sabun ile doğal yağlarla yapılan kolonyalar mevcut. Hem kendiniz hem de sevdikleriniz için güzel hediye alternatifleri bulabileceğiniz bir atölye, ayrıca bahçesi de çok keyifli.

Yine adanın meşhurlarından Poseidon restoran da Kaleköy’de yer alıyor biraz tırmanmanız gerekli ama manzarası şahane, eminim gün batımında daha da güzeldir.

Zeytinli Köy

Zeytinli Köy adanın sevimli mi sevimli Rum köylerinden biri. Biz burayı o kadar çok sevdik ki, 2 kere gittik. Seyahatimizin 2. günü Laz Koyu dönüş yolunda uğrayarak, hızlıca bir turladık. Köyün girişinde sizi bir Kilise ve Rum ilk okulu karşılıyor. Sokakları bir hayli kalabalık, ziyaretçi sayısından anlaşılacağı üzere fazlasıyla popüler. Mola vermek için minik tatlı cafeler bulacaksınız. Çoğunun sahibi Rum kökenli, bir de Barba Hristo tatlıları var ki mutlaka tadına bakın. Damla sakızlı, çikolatalı muhallebilerinin yanında sunduğu vanilyalı dondurma ile Ada sıcağında çıktığınız dar, dik yokuşun sonunda adeta bir ödül niteliğinde. Tatlısını yiyenler bir hayli mutlu ancak Hristo’nun surat ifadesine bakılırsa, bu yoğunluk onu mutsuz ediyor gibiydi:) Öyle ki ziyaretçisi bol olduğundan, ilk gittiğimizde kapısına yazmış olduğu ‘tatlılar bitti’ notunu gördüğümde üzülmüştüm. Dönüş gününde Aydıncık’ta denize girmeyi planlamıştık ancak, yağmurun ertesi günü deniz dalgalı ve yosunlu olunca biz de Zeytinli Köye tekrar gitmeye karar verdik. Köyde Madam’ın Kahvesi de dibek kahvesi ile yine meşhurlardan, Madam hayatta değil ancak cafe hizmet vermeye devam ediyor. Hristo’nun tatlılarının tadına baktıktan sonra, kahvenizi içerken burada soluklanabilirsiniz.

Ada’da adını duyduğum restoranlardan Son Vapur‘da burada, ambiyansı çok güzeldi. Adanın mis kokusunu içinize çekerken burada yenilecek bir akşam yemeği eminim çok keyifli olacaktır. Biz dönüş günü olunca bu deneyimi yaşayamadık, ama bir daha ki gidişimizde mutlaka bir akşamı burada geçirmek isterim.

GÖKÇEADA HAKKINDAKİ İZLENİMLERİM

  • Öncelikle söylemeliyim ki Bozcaada’nın yeri hala ayrı bizim için, ama Gökçeada da bakir doğası ve sakinliği ile bize bir hayli keyif verdi. Kendisini ziyarete gelenleri pişman etmiyor.
  • Adada bulunan mekanların fiyatları gayet makul, performansları da fiyatlarının üzerinde. Gönül rahatlığı ile hem gözünüzü hem de karnınızı doyurabilirsiniz.
  • Ada’da hareketli bir gece hayatı beklemeyin, bir hayli sakin ve kafa dinleyerek keyiflenmek için ideal bir tatil rotası.
  • Ada merkezinde, İstanbul’da adım başı bulunan zincir marketlere bolca rastlayabilirsiniz. Koylara giderken ya da kamp için ihtiyacınız olan her türlü yiyecek ve içeceğe erişim bir hayli kolay.
  • Merkez demişken, merkezden Aydıncık yönüne doğru giderken sevimli bir bayanı kaldırım üzerinde sepet yaparken göreceksiniz, ilk elden sepet almak güzel bir fikir olabilir. Fiyatları da gayet makul, sohbeti de tatlı:)
  • Türkiye’nin ilk ve tek su altı milli parkına sahip Gökçeada’da zengin su altı güzelliklerini keşfetmek isteyenler Gökçeada Dalış Merkezi‘nde bu deneyimi yaşayabilir. Detaylı bilgi edinmek isterseniz web siteleri de mevcut.
  • Son olarak otel konaklama fiyatları için makul diyemeyeceğim ama fazla popülerleşmeden gidin, görün dinginliğinin ve doğasının keyfini çıkarın. Sevgiyle kalın.